"Hiperaktif çocuklara okulda neler yapılmamalı?"

2008-05-10 07:33:00

Önüm, arkam, sağım solum hiperaktivite

Yankı Yazgan

Hiperaktivitenin genetiği ve tedavisi hakkında bu yıl bir çok yeni bilgi elde edildi. Hangi genlerden şüpheleniyorlar? İlaç mı, terapi mi, yoksa her ikisi de mi? Yıl boyunca yapılmış bilimsel toplantılardan izlenimler, dünyanın çeşitli yörelerinden uzmanların görüşlerini yansıtıyor.

1998-1999 kışı dünyada hiperaktivite alanında çalışan uzmanların çeşitli toplantılarda üst üste bir araya geldiği bir zaman oldu. Önce New York'ta "Amerikan Hiperaktif Çocukların Aileleri Birliği " (CHADD) tarafından düzenlenen uluslararası kongre (Ekim 1998), ardından Avrupa Hiperaktivite Ağı'nın hiperaktivite'nin genetiği üzerine çalışan bilim insanlarını ve doktorları bir araya getirdiği Londra toplantısı (Kasım 1998), bunun bitiminde Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü'nün (NIH/NIMH) hiperaktivite hakkında görüş birliği toplantısı (Kasım 1998), sonra da hiperaktivite'nin genetiğini araştıran Amerikalı ve Avrupalı 30 bilim insanının bir araya geldiği Boston toplantısı (Şubat 1999).

Bu toplantılara paralel olarak, ben ve bir grup anne-babanın oluşturduğu Anne-Baba Destek Grubu ' nun düzenlemiş olduğu İstanbul toplantısı ise yukarıda saydığım toplantıların "kilit adamı" James Swanson ve ekibini Türkiyeli anne-baba ve profesyonellerle buluşturdu. Swanson, Ankara Tıp Fakültesi'nin düzenlediği toplantıyla çocuk ruh sağlığı alanında çalışan meslektaşlara en son bilgileri ulaştırdı, yine aynı tarihlerde. Bu toplantılardan bazı izlenimlerimi CBT'nin sayfalarından size aktarmaya çalışmıştım. Bu yazıda ilaçlar ve tedavilerle ilgili, neredeyse nihai denecek netlikte bazı sonuçları ve bunun bilimsel temellerini aktaracağım.

New York'ta Amerikalı anne-babalarla bilim şenliği: Ana babalar ile bilim adamlarını bir araya getirmeyi amaçlayan bu toplantıda hiperaktivite diye bilinen "dikkat eksikliği-aşırı hareketlilik sendromu" nun biyolojik özellikleri hakkındaki son bilgiler sunuldu. Toplantıyı örgütleyen CHADD adlı ana-baba grubu hiperaktif/dikkati dağınık çocukların ve gençlerin yararına siyasal düzlemde yürüttükleri faaliyetlerin yanı sıra bu alanda bilimsel gündemi yönlendirme ve desteklemeye öncelik veren çok güçlü ve yaygın bir sivil toplum kuruluşu.

Bu toplantıda hiperaktivite tedavisi amacıyla kullanılan ilaçların etkilerinin değerlendirildiği bir panelde yaptığım sunumda, Türkiye'de dikkat düzeltici ilaçların kullanımına ilişkin son birkaç yıl içinde gerçekleşen gelişmeleri tanıttım.

Hiperaktivitenin ilaçla tedavisinde ilk adımda kullanılan uyarıcı nitelikteki ilaçların (aktif kimyasal maddesi metilfenidat, piyasa adı Ritalin) yakın zamana kadar sadece Ankara'daki bir hastane eczanesinden elde edildiğinden ve bunun tedaviyi nasıl imkansızlaştırdığından söz ederek başladım. İlacın somut etkilerini ve yararlarını gören İstanbul'dan bir grup anne-babanın bir araya gelerek Sağlık Bakanlığı'nı "uyarması" ile son bir yıl içinde ilaç konunun uzmanı doktorun denetiminde kullanılmak üzere eczanelerde bulundurulmaya başlandı.

Doktorların elinde yeni bir tedavi seçeneği olan uyarıcıların Türkiye'deki hiperaktif çocuklardaki etkileri diğer ülkelerdeki çocuklardan farksız. Kendi çalışmalarımızda etki sağlamak için ihtiyaç duyulan ilaç dozunun Amerikalı çocuklar için gerekenden daha düşük olduğunu, iştahsızlık gibi aileleri ürküten yan etkilerin daha az rastlandığını belirttiğimde, Çin, Kore ve Japonya'daki doktorların da benzeri izlenimler taşıdığı ortaya çıktı. Kısa vadeli tedavide en etkili araç olan ilaçların, hele eğitsel ve ana-baba terapileri ile birlikte kullanıldığında, hiperaktif çocuğa önemli bir fırsat kazandırdığını ve etkilerin uzun vadede kalıcılaşabildiğini gördük.

Anne babaların soruları

Anne-babaların biz "uzmanları" sorguladığı başka bir panelde ise aileleri kaygılandıran hususların adeta evrensel olduğunu bir kez daha gördüm. Alışkanlık yapar mı ? Çocuğun büyümesi etkilenir mi? Bir tahribat yapar mı? İlaçlar hakkında gerekli ön bilgileri kullanım öncesi verirken, "uyarıcı" niteliği sebebiyle kötüye kullanılma olasılığını (uykusuzluk, iştahsızlık gibi) telaffuz ettiğinizde bu düşüncelerin doğması kaçınılmaz. Diğer yandan araştırmacıların bu sorunlara tatmin edici kesinlikte cevaplar bulduklarını biliyoruz.

Bağımlılık ? Uzun süreli izleme çalışmalarında yaklaşık 25 yıl aradan sonra değerlendirilen hiperaktif çocuklardan büyüdüklerinde bağımlılık yapıcı maddeler kullananların çoğunun tedavi almamış oldukları ortaya çıkmıştı. İlacın bağımlılık yapıcı potansiyeli olup olmadığına ilişkin beyin görüntülemesi çalışmaları böyle bir potansiyelin " olmadığı & sonucuna vardı. NIMH'ten Nora Wolkow'un sunumunda ağızdan alınan uyarıcı ilacın bağımlılık yapması için gerekli olan "kafa yapma" ve "iyi hissettirme" etkilerini göstermediğine değinildi.

Büyüme gecikmesi ? Uyarıcı ilaç kullanımının büyüme üzerine olumsuz bir etkisi olduğu savı yıllarca kabul gördüğü gibi ilacın prospektüsüne bile girdi. Ancak, 1990dan sonra yapılan en az üç ciddi çalışma hiperaktif çocukların ilaç kullansınlar ya da kullanmasınlar potansiyel boylarından yaklaşık 1.5 cm. kısa kaldıklarını ortaya koydu. Konunun meraklılarına bir başka ipucu; büyüme hormonu salınımını uyaran klonidin adlı ilacın dikkat dağınıklığı tedavisinde yararlı bir ikinci seçenektir. Şimdi sıra büyüme hormonu ile hiperaktivite arasında bir ilişki olup olmadığına bakmaya geldi.

İlaçlara kimin daha iyi yanıt vereceği, tedavinin ne kadar süreceği gibi soruların nesnel temellere dayanan yanıtını bulmak için çocuklar ve ailelerinin DNA'larındaki bazı özelliklere bakıldığında, uyarıcı ilaçların etkilediği dopamin sistemindeki reseptörleri, taşıyıcı proteinleri ve yapım/yıkım enzimlerini kodlayan genlerin yapılarının bir rolü olabileceği akla geliyor.

Hele bu genlerin pratik anlamı olan yapısal çeşitlilik (fonksiyonel polimorfizm) gösteren tipleri var ise... Hem New York'ta, hem de daha sonra Londra'da ve Boston'da yapılan "hiperaktivite eksperleri" toplantılarında özellikle dopamin sisteminin genetik özelikleri bolca elde alındı.

Londra/Boston'da hiperaktivite'nin genetiği. Daha önceki bir yazımda (Can çıkar, huy çıkmaz, 14-3-198) bu konuya ayrıntılı biçimde değinmiştim. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki araştırma grubumuzun yürüttüğü çalışmalarda ele aldığımız "hiperaktivitenin ortaya çıkışında hangi genler rol oynuyor?" sorusunun cevabı henüz tam belli değil. Soruya dikkat edin, genlerin rolü konusunda bir kuşku yok.

Aslında bu hususları anne-babalarla konuştuğunuzda, onlar kendi çocukluklarıyla ve bu günleriyle ilgili bazı özellikleri gözden geçirdiklerinde " tabii ki kalıtsal" cevabını öyle bir araştırmaya gerek kalmaksızın verebiliyorlar. Örneğin, aday genlerden Dopamin 4 reseptörü geninin hiperaktivitenin kalıtımındaki rolü kısmen de olsa kesin, üstelik bu reseptör geninin belli bir alelinin (yedi tekrarlı diye bilinen) hiperaktivitesi olsun olmasın pek çok bireyde "yenilik arayışı" davranışı ile bağıntısı da gösterildi. ABD, İngiltere ve Kanada'da yaklaşık 10 grup bizim hipotezlerimize benzer varsayımlar üzerine kurulmuş çalışmalarda birbirine tam uymayan hatta çelişen sonuçlar bildiriyorlar.

Hem Londra/Boston'da, hem de New York'taki ortak kanı, hiperaktivite'de rolü olduğuna inanılan kimyasal sistemleri kodlayan bütün genlerin tek tek ele alınması gerektiği. "Eh, biz de öyle yapıyoruz zaten" diyebiliyoruz. Genetik etkilerin mekanizmasının bilinmesi, erken tanıma, uygun ve etkili tedavi gibi pratik sonuçların yanısıra, hiperaktivite gibi son derece insana özgü bir durumun biyolojik temellerini, insan davranış ve ruhsal yapısının bir başka katmanını anlamamıza yardımcı olacak

İstanbul/Ankara 1999

Çocuğuma nasıl yardımcı olunabilir ? Yazının başından bu yana sayıp döktüğüm bilimsel çabaların hedef noktasında duran tek bir öğe var: hiperaktif çocukların hayatını kolaylaştırıcı, onların uyum ve öğrenme çabalarını verimli kılıcı neler yapılabilir ? Bu durumun tedavi si için en uygun seçenekler nelerdir ve nasıl belirlenmeli ?

Hiperaktif çocuğa, ailesine ve okuluna yönelik tedavileri özetleyeyim:

a. Okul ve öğrenme. Okulda ve sınıf içinde öğrenme ortamını çocuğun ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesi, öğretmen ve diğer görevlilerin bilgi ve becerisinin arttırılması, çocuğun öğrenme ile ilgili özel güçlüklerine yönelik eğitsel programlar düzenlenmesi.

b. Aile ve toplumsal hayat. Ev içinde kurallara uyum ve anne-baba-kardeş ile açık iletişim kurmaya yönelik olumlu disiplin yöntemlerinin anne-baba tarafından uygulanmasına yönelik bireysel ve aile terapileri.

c. Çocukla bizzat. Çocuğun dikkat/konsantrasyon/kendini kontrol becerilerinin arttırılmasına yönelik

ÖNÜM, ARKAM, SAĞIM SOLUM

HİPERAKTİVİTE.. DEVAM

ilaç tedavileri (uyarıcı ilaçlar), çocuğun öğrenme ve organizasyon/planlama becerilerinin arttırılmasına yönelik pedagojik terapiler, çocuğun kendisiyle ilgili olumsuz düşüncelerinin azaltılmasına ve özgüveninin arttırılmasına yönelik psikoterapiler.

Bu yapılanları biyolojik/tıbbi ve psikososyal tedaviler olarak ikiye ayırabilir ve etkililiklerini değerlendirebilirsiniz. En son şubat ayında ülkemize gelen Dr James Swanson başkanlığındaki çok merkezli araştırma grubu da bu yöntemi uygulayarak son yedi yıl içerisinde yürüttüğü çalışmada hangi tedavilerin hangi koşullarda daha yararlı olacağına ilişkin temel bilgileri ortaya koydu.

İlaç mı, terapi mi, hem ilaç hem terapi mi? Temel soru şuydu: İlaç mı, terapi mi, ilaç ve terapi beraber mi, hangisi daha iyi? İlaç tedavisi de iki biçimde uygulandı: usta bir doktor tarafından, çok yakın bir izleme ile (en az ayda bir) veya "herhangi" bir doktor tarafından, yılda 4-6 kez...

Her iki durumda da ilk değerlendirmeden sonra görüşmelerde ilaçların etkilerinin değerlendirilmesi, doz ayarlanması,vs genel konuların ötesine pek geçilmedi. Terapiler hemen her yerde çok iyi yetişmiş aile terapistleri, grup terapistleri ve özel eğitim uzmanları tarafından uygulandı. Sonuçlar ilginç: ilaçlar usta doktor tarafından ve yakın takiple tek başına kullanıldıklarında en etkili tedavi olarak belirlendi (çocukların yaklaşık yüzde 65'i tedavi süresince ve bitiminden sonraki 10 aylık dönemde "problemleri hayatının etkilemez düzeyde"). Terapiler tek başlarına yaklaşık yüzde 45 civarında etkili. Bu etki düzeyi "herhangi" doktorun verdiği pek de özenilmeyen ilaç tedavilerinden bile daha az. Terapiler ve ilaçlar birlikte kullanıldığında iyilik oranı yüzde 75'lere tırmanıyor.

Bu sonuçlara biraz daha yakından bakalım. İlaç tedavisine terapi eklenmesinden özellikle yararlananlar kim? İlaç tedavilerinin tek başına uygulanmasından yararlanamayanlar kim? Aileleri tutum ve disiplin sorunu gösteren, özgüvenleri ve kendilerine biçtikleri değer azalmış, sarsılmış olan çocuklar... Çoğunun tedavi süreçleri başlayana kadar zaman kaybetmiş ya da ailenin düzensiz tutumu sebebiyle başladıkları tedavileri yarım bırakmış oldukları gözlendi. Kaygılı ve gergin olan bu çocuklar hiperaktivite adıyla anılan bu problem yumağının daha ağır diye tanımlanabilecek bir ucundalar.

Ailelere ve uzmanlara çıkan mesaj şu: Problem hafif düzeyde ise ilaç tedavileri yeterli olabilir; ancak problem ağır ise (aile düzeni sarsılmış, anne-baba tutumları dağınık ve kararsız, çocuğun özgüveni yitip gitmiş ise) ilaç tedavileri tek başına yeterli olmayacaktır. Mutlaka uygun psikolojik ve pedagojik terapiler ve anne-baba eğitimi ile bütünlenmesi gerekir.

Çalışmanın bir başka ilginç sonucu ise, hemen her ailenin hangi tedaviyi almış olurlarsa olsunlar kendilerine ayırılan zaman ölçüsünde tatmin olduklarıydı. Size iyi gelen bir tedavi sizi tatmin etmeyebilir, ya da iyi gelmeyen bir tedaviden tatmin olabilirsiniz.

İlaçlarla iyileşip de tedaviden tatmin olmayanlara sorulduğunda, "belki terapiye ihtiyacımız yok, belki sorunumuz çözüldü, ama biz yine de terapi de isterdik", dediklerini aktardı Swanson. ABD'de psikiyatrist olmayan doktorların (nörolog, çocuk doktoru, aile hekimi) psikososyal yöntemlere hemen hiç iltifat etmeyip, sadece ilaç tedavilerine yönelmesine bu yüzden bir tepki doğduğunu ekledi. İlaçların hiperaktivitedeki kullanımını çocuğa açılan bir kredi, tanınan bir fırsat olarak görmeli. Bu fırsatı gerek aile içi tutumlar, gerekse okul ve derslere yaklaşım konusunda bir yenilenme ve toparlanma amacıyla kullanan, sorumluluklarını kendileri üstlenen aileler bu kredi kullanımından en kârlı çıkan oluyorlar. Türkiye'de ya da New York'takiler arasında sahici bir fark yok. "İnsanlar sadece şikayetlerinin azalmasını istemiyorlar; bilgilenmek, bilinçlenmek, durumu kontrollarına almak istiyorlar". Ve haklılar.

*

Bizim zamanımızda

hiperaktivite mi vardı?

Hiperaktif çocuklara okulda neler yapılmamalı?...

Yankı Yazgan

1980'lerin Amerika'sındaki hiperaktif tanısı konmuş çocuklara yönelik düzenlemeler son derece yetersizdi. Bu çocukların bir bölümü ders başarısızlığı, sınıf düzenini bozma ve okula uyumsuzluk sebebiyle "sistemde barındırılmama" gibi bir durumla karşı karşıya kaldıklarında, ne yapacağını şaşırmış anne-babalar grubundan birkaç tanesi öncülüğünde oluşan sivil toplum grupları, eyaletlerin çocuk ruh sağlığı ve eğitiminden sorumlu yöneticilerine ve politikacılara yönelik çalışmalar sürdürmeye karar verdiler.

Amerika Birleşik Devletleri'nde hiperaktif, dikkati dağınık, öğrenmesi davranışları sebebiyle zorlaşmış çocuklara tanınan her yasal hak bu grupların çabası sonucunda ortaya çıktı. Tedavi için gerekli ilaçların yeterli miktarda üretilmesinden tutun, bu tip bir sorunu olan bir çocuk için okulun yapması gereken düzenlemelere kadar her bir "ayrıntı"... "Siz de ülkenizde çocukların sorunlarının yöneticiler ya da uzmanlar tarafından kendiliğinden akıl edilip çözülmesini beklemeyin."

Kaliforniya Üniversitesi'nden Dr. James Swanson 'ın İstanbul'da şubat sonunda yaptığı konuşmasında tekrar tekrar üzerinde durduğu nokta buydu. Swanson ve çalışma arkadaşlarının katılımı ile yapılan Okulda Hiperaktivite gününün düzenleyicileri de konuşmacıların tanımladığı tipten bir anne-baba grubuydu.

İstanbul'da çocukların çeşitli davranış ya da gelişim sorunları yaşamış, çocukların gelişim süreçlerinde karşılaşabilecekleri aksaklıklara duyarlı anne-babaların bir araya gelip oluşturduğu "Anne-Baba Destek Grubu" nun ana amacı da toplumu ve politika belirleyicileri çocukların gelişim süreci ve bu süreç içerisinde çıkabilecek sorunlar hakkında bilgi sahibi kılmak. "Okulda hiperaktive" toplantısının konuklarından Dr. Swanson "Anne-Baba Destek Grubu" nun işbirliği yaptığı Çekirdek Vakfı tarafından iki yıl önce ülkemize ilk kez çağrıldığında, hiperaktivite ve dikkat eksikliği tedavisinde kullanılan psikostimulan grubu ilaçların Türkiye'de sadece Ankara'da bir devlet hastanesi eczanesinden binbir zorlukla temin edilebilmesi kamuoyuna duyurulmuştu. Anne-babaların o dönemde Sağlık Bakanlığı'na bu ihtiyacı "hatırlatmaları" sonucunda bu ilaçların Türkiye'nin her yerinde belirli kurallar çerçevesinde satışı mümkün oldu.

Dr. Swanson, Marmara Tıp Fakültesi'nden Dr. Yankı Yazgan'la bilimsel işbirliğini bir süredir sürdürdüğünü, bu yoldan Türkiye'de olup bitenleri takip edebildiğini belirtti. İki yıl önceki ziyaretinin hiperaktivite ilaçlarının ihtiyaç görülen herkesin erişebileceği şekilde bulunmasına vesile olduğunu hatırlattı. "Şimdi sıra anne-babaların bir araya gelerek okullardan ve politikacılardan neler bekleyebileceklerini bilmelerinde." Okullarda yapılabileceklerden ve hiperaktivite tedavisinin son durumundan söz ettiği konuşmasının da okullardaki hiperaktif çocukların ihtiyacı olan düzenlemelere vesile olmasını diledi. "iş yine anne-babalara düşecek" diye söze başladı.

Anne-babaların ve öğretmenlerin

öğrenmesi gereken

Hiperaktivitede temel sorun dikkat yönlendirmekte zorlanma ve bazı koşullarda davranışların yeterince denetlenememesi olarak özetlenebilir. Bu durum sonucunda aşırı hareketlilik, dikkat dağınıklığı ve dürtülerin güdümündeki (kontrolsüz) davranışlar ortaya çıkar. Hiperaktif çocukların çevre koşullarına daha açık oldukları bilinir. Dikkatini bazı koşullarda (eğlenceli ve ilginç konularda) pekâla kontrol edip konsantre olabilen çocuk, sınıfta kuralların, sıkıcılığın ve yazmak- çizmek gibi zorlukların egemen olduğu koşullarda tek kelimeyle "dağılır". Dağılan bir çocuğun yaptığı ikinci işin dağıtmak olacağını söylemeye gerek var mı? Her iki konuşmacı da sınıf sayısının 25 civarında olduğu bir koşulda, gerektiğinde öğretmene sınıf içi davranış düzenlemesi hususlarında destek olabilecek bir ikinci öğretmenin yardımıyla hiperaktif çocukların % 0'ının normal koşullarda eğitimlerini sürdürebileceklerini belirtti.

Diğer yandan, öğretmenlere gerekli uzmanlaşmış desteğin verilmemesinin ya da öğretmenlerin bilgilendirme ve denetimlerinin yapılmamasının Amerikan okullarında 70'li ve 80'li yıllarda pek çok çocuğun sistem dışına düşmesine sebep olduğu bir başka gerçek. Türkiye'de sosyokonomik koşulların en iyi olduğu hallerde bile eğitim sistemiyle hiperaktif çocuğun bağdaşmasının ne kadar zor olduğu belirtilince, konuşmacılar adeta koro halinde, "uğraşacaksınız" dediler. Anneler ve babalar, dayılar, halalar, amcalar, teyzeler... Hiperaktif ya da başka herhangi bir sorun sebebiyle farklı ihtiyaçları olan her çocuk için yapılacakların görünürde hiçbir sorunu olmayan çocukları da etkileyebilecek olumlu bir gelişme ortamı sağlayacağını bir kez daha duydular.

Sorunlar için çözümler oluştukça sorunların tanınması da artacak. Anne-babaların oluşturduğu destek ve dayanışma grupları birer yurttaş girişimi olarak Türkiye'de çocuklarla ilgili meselelerin evrenine girmeye başladılar. Çocukların hayatında yeri olan herkesin, öğretmenler, müdürler, doktorlar, pedagoglar, psikologlar, danışmanlar, özel eğitim uzmanları, akla gelen herkesin katılımı ve katkısıyla gelişecek bu girişimler problemlerin hafifletilmesinde rol oynayacaklar. İşin en önemli yanı, öneriler herkes için sonuçları olabilecek cinsten. Yani, öğrenmenin en verimli koşullarda yapılması sadece hiperaktif ya da otistik bir çocuğu değil, herhangi bir çocuğu etkileyecek bir durum.

Hiperaktivite sayesinde dikkat ve bellek hakkında öğrendiklerimiz herkes için geçerli. Simpson'un söylediği de bu: "Anne-baba ya da öğretmen, çocuğun hayatında bir şekilde rol oynayan her büyüğün davranış ilkelerinden haberdar olması, çocuğa uygun öğrenme ve çalışma koşullarını yaratabilmesi gerekir. Bu da öğrenilebilen bir şey. O zaman lütfen öğrenin. Herkesin öğrenmesi için gereken koşulları sağlayın."

Dikkat nasıl dağıtılır?

Çocuğun davranışlarını denetlemeye ve belirli kurallara bağlamaya hazır olmayan, onun dağılmasını ve dağıtmasını teşvik eden bir sınıf ortamı nasıl olmalı? Swanson ve Simpson konferansından sonra bu konuda herkesin kafasında net bir cevap oluştu. Aşağıdaki listeyi konferanstan sonra konuşmacılarla birlikte İstanbul lezzetlerini gözden ve ağızdan geçirirken hazırladık. Listedeki kurallar ve ölçütler hemen hemen % 00 gerçek durumlardan esinlenerek hazırlandı. Tabii, dilimizdeki "güleriz ağlanacak halimize" deyişini de konuklara açıklamak zorunda kaldık:

1. Sınıf mümkün olduğunca kalabalık olmalı (en az 40 kişi).

2. Sınıfın kuralları belirsiz olmalı, "bugün böyle, yarın şöyle" şeklinde uygulanmalı. Ödevler kesinlikle kontrol edilmemeli.

3. Olumlu davranışlara fazla prim verilmemeli, çocukların özellikle hiperlerin hataları bulup çıkartılmalı ve teşhir edilmeli.

4. Hiperaktif çocuk sınıfın gözden ırak bir köşesinde ve öğretmenden mümkün olduğunca uzak oturtulmalı, buna itiraz eden aile ve uzmanlara eşit muamele "ilkesi" hatırlatılmalı.

5. Kulağı iyi işitmeyen çocukların işitme cihazlarının, miyopların gözlüklerinin çıkartılmasının da eşitlik ilkesinin gereği olup olmadığı sorusuna cevap aranmalı. (Eh, daha keskin görüp, daha iyi işitirlerse ne yaparız?)

6. Öğretmen bu çocuğa hiçbir özel ilgi göstermeyip, onu kendi haline terketmeli.

7. Okul yönetimi diğer velileri sık sık toplayıp, eğitimi engelleyen hiperaktif çocuklar yüzünden onların çocuklarının da "geri kaldığını" anlatmalı ve çocuğun ailesinin ev adresini ve telefonunu dağıtmalı.

8. Derslerin olabildiğince sıkıcı bir üslupla anlatılması, mümkünse görsellikten hiç yararlanılmaması temel ilke olarak benimsenmeli.

9. Okullardaki psikolojik danışmanların, rehber öğretmenlerin tavsiyelerine kulak asmayıp, onlara kantin sorumluluğu ya da koro yöneticiliği gibi işler vermeli. Hele özel çaba gösteren böyle değişik çocuklarla uğraşmayı zevk edinen garip öğretmenlere öğretmenler odasında çay verilmemeli.

10. Okul girişini mermerle kaplatmalı ya da çocuklara ipek gömlek giydirmek gibi işlere kaynak ayırmalı, ancak öğretmenlerin sınıf içinde optimal öğrenme ortamını sağlayabilmek için gerekli davranış ilkelerini öğrenebilecekleri seminer vs.'ye katılımları kendi ceplerinden yapmalarını beklemeli.

11. Bilhassa 8-10 bin dolar okul ücreti alınan okullarda "okulumuzda hiperaktif bulunmaz" diye yeni kayıt olacak ailelere şişinip, onların çocuklarında bir davranış ya da öğrenme sorunu çıktığında ne yapacağımızı söylememeli. Malum, hipraktivite ve öğrenme güçlükleri birlikte neredeyse okul çağı çocuklarının % 0'unu çeşitli düzeylerde etkileyen bir nadir sorun.

12. Hiperaktivite ve başka davranış ve gelişim sorunları olan çocukların eğitimini sağlamaya yönelik özel uygulamaları olan okulların duvarlarına fosforlu kalemle kurukafa işaretleri yapmalı.

13. Tedavi sürecine başlayan çocuklarda düzelme işaretleri görüldüğünde, ya aileye ilaçların ve psikolojik tedavilrin lüzumsuzluğundan söz etmeli, (böylece tedavi bırakılıp eski duruma dönüş kolaylaşabilir), ya da çocuğun boy ve kilosunun okul normlarına uymadığı belirtilerek (ya da okulun artık Çince bilenlere hizmet vereceği gibi başka bir makul gerekçe uydurup) kendilerine başka bir okul bulmaları söylenmeli.

14. Bizim zamanımızda hiperaktivite mi vardı?

Okullar için hazırladığımız hiperaktif çocuğun dağılması ve dağıtması için gerekli önlemler listesi bittiğinde sıra kahveye gelmişti. Tesadüfe bakın, yan masalardan birisinde oturan tanıdığım ailelerden birisi de bize katıldı. Aileler için benzeri bir liste hazırlasak diye bir öneri ortaya attılar. Yani, hiperaktif bir çocuğunuz var, durumunu nasıl daha berbat bir hale getirebilirsiniz diye... Peçetede yer kalmayana kadar yazdık yine . Bir başka yazıda çocuğunuzu anne-baba olarak sizlerin nasıl "dağıttırabileceğinizin" ipuçlarını vereceğim.

Okurlara Notlar:

1. Anne-Baba Destek Grubu 'nun amacı çocuklukta gelişim. Öğrenme ve davranışın en uygun koşullarda olabilmesi için gereken bilginin yayılmasını sağlamak, bu alanlarda çıkan sorunların tanınması ve uygun şekilde ele alınması için gereken bilgileri erişilebilir kılmak, bu alandaki bilimsel durumu herkse yansıtmak ve kısaca kafa karışıklıklarını azaltmak... Grubun koordinatörü Melda Taptık 'a ulaşarak (0-216-325 99 20) ya da mayıs ayından itibaren http://www.a-b-group.org.tr aracılığıyla bağlantı kurabilirsiniz.

2. Eleştiri ve görüşleriniz için yankiyazgan@turk.net veya 0-216-325 06 38'den ulaşabilirsiniz.

cumhuriyet bilim ve teknik.

309
0
0
Yorum Yaz